Merhaba Ziyaretçi!

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Ben, Sen Miyim Ki? (Aziz dostumun hatırasına)
#1




BEN, SEN MİYİM Kİ?
(aziz dostumun anısına)

Bir kaç sene önce...
Görsel efekt işlerine deli gibi heves ettiğim ilk zamanlardayım. Bir avukat arkadaşım var… Sürekli gidip geliyor ofise… Yerden yere vuruyor beni hep… “Lan oğlum senin ne işin var efektle-üfektle. Hayal işler bunlar” diyor. Umursamıyorum bu tavrını… “Biraz denesen, sen de seveceksin” diyorum. Bana “yukarıdan” bakıyor; “Ben sen miyim ki böyle üfürükten işlerle vakit geçireyim” diyor… “Peki” diyorum…

Aradan zaman geçiyor. İşi kavrıyorum, projeler büyüyor. Kanallar, sinemalar, reklam işleri v.s. derken yükseliyorum… O ise, gelip-gitmeye devam ediyor. Arada yine sokuyor laflarını (!) Böyle keskin zamanlarında; gözlerine bakıyorum onun… Hüzün var... Kırılmış umutlar var. Bir şeyler saklıyor ama, üstünü kalın bir kibirle kapattığı bu sırrına  dokunmama izin vermeyeceğini biliyorum.

Kimsesiz down sendromlu çocukların barındığı bir vakfın üyesiyim o tarihlerde...  Akşam vakfın yemeği var. Çocuklarla biraz eğlenir, günün stresini atarım diyorum... Bu dostum geliyor yine... Karşıma geçip oturuyor. Alaycı bir tavırla, “Yine film mi çeviriyorsun hacı(!)” diyor. Ben yine tebessüm ediyorum. “Gel bak, seni bir yere götüreceğim…” diyorum, kolundan tutup götürüyorum vakfa…

Vakfa gelip, oturuyoruz... Etrafta çocuklar... Biraz şaşkın, biraz dalgın, biraz buruk, çocukları seyrediyor… Nasıl oldu bilmiyorum, içlerinden 7 yaşında küçük bir kız gelip, hiçbir şey sormadan kollarının arasına giriyor dostumun… Öylece kalıyor… Bir bana bakıyor, bir de kolları arasında yavrucağa… Yüzü yumuşuyor. Kızın saçlarını okşamaya başlıyor. Konuşmaya çalışıyor onunla... Ben ikisini öylece bırakıp içeri geçiyorum. Vakit böyle akıp gidiyor.

Akşam yemeğinden sonra çıkıyoruz vakıftan, dostumun elinde beyaz bir kağıt… "O ne?" diyorum, açıp gösteriyor… Beyaz bir kağıt üzerinde, mercimek tanelerinden yapılmış yuvarlak bir yüz ve “kocaman gülümseyen” bir dudak var… O küçük kız mercimekleri yapıştırarak yapmış bu resmi… Sonra da ona vermiş…

O down sendromlu küçük kız, hiç birimizin görmediğini görmüş meğer; “Dostumun derinliklerinde sakladığını temiz gülümseyen gönlünü…”

“Ağlıyor musun sen?” diye soruyorum, hemen çeviriyor yüzünü... Her zayıf düştüğünü hissettiğinde, sarıldığı kibrine sarılıyor tekrar; “Ne ağlaması lan… Ben sen miyim ki ota, b.ka ağlayayım?”

Ben yine tebessüm ediyorum…

Sonraki haftalar bensiz gidiyor.  Bana uğramaz oluyor… Arıyorum; “Ya nerelerdesin Ağabey, vakfa gittiğinden beri ses soluk yok(!)
Gülüyor; “Buralardayım dostum… Ben sen miyim ki? Zırt pırt tekmil vereyim(!)"

Aradan epey bir zaman geçiyor. Ağır hasta olduğu haberi geliyor bana...  Kansermiş… Hepimizden saklamış hastalığını… Yıllarca mücadele etmiş… Bu koca yükü tek başına göğüslemek istemiş ama direnememiş…

O an, anlıyorum… Sahip olduğu tüm kibir, dünyadan erken ayrılacak olmasının öfkesinden başka bir şey değilmiş meğer… İçim acıyor… “Bunu neden düşünemedim” diye kendimi suçluyorum… Sonra aklıma o küçük beyaz kağıt geliyor… Ve o down sendromlu küçük kız…

En azından onu şefkatin gerçek yüzüyle tanıştırdım deyip, kendimi avutuyorum…

Kalkıp ziyaretine gidiyorum… Annesi kederli gözlerle karşılıyor beni. Yatağının yanına gidiyorum. Oldukça zayıf düşmüş… Yüzü solmuş, çökmüş… O keskin kibirli bakışlar gitmiş, yerine buruk ama gülümseyen hasta bir yüz gelmiş… Bana bakınca ağlayacak gibi oluyor. Yüzünü çeviriyor.

“Yüzünü çevirme ağabey.” Diyorum ve ekliyorum “Sen böyle daha insansın”

Ağlamaya başlıyor çocuk gibi… Tek bir kelime söyleyemiyor… Ben ise bu suskunluğun sakladığı sözleri “gözlerimle işitiyorum”

Kızarmış gözlerle mırıldanıyor bana; “Ne yaparsan yap, vaktin geldiğinde gidiyorsun… Şimdi anlıyorum ki, önemli olan burada kalmak değilmiş… Gittiğin yere sevgini ve gönül dostlarını götürmekmiş… Gerçi sen bunu benden daha iyi biliyorsun değil mi Mehmet?”

Elini avuçlarımın arasına alıyorum ve cevaplıyorum;

“Ben sen miyim ki, sevginin kutsiyetini bu kadar iyi bileyim…
Ben sen miyim ki, gönül pencerem bu kadar açık, bu kadar mütevazı olsun…
Ben sen miyim ki, gittiğim yere senin kadar dolu bir kalp götüreyim ağabey…”


......


Yolun açık olsun Ağabey…
Cevapla
#2
Ynt: Ben, Sen Miyim Ki? (Aziz dostumun hatırasına)

Mekanı cennet olsun, ruhu huzur bulsun dilerim.. Duygu yüklü bir yazı..Hayatın koşuşturmacası içinde çoğu zaman unuttuğumuz ölüm gerçeğiyle tekrar yüzleştim. Zaman çok hızlı yaşam çok kısa güzellikler bırakmalı insan bu dünyada..
Cevapla
#3
Ynt: Ben, Sen Miyim Ki? (Aziz dostumun hatırasına)

Yüreğine sağlık hocam ALLAH rahmet eylesin .
        Vazgeçmek kaybetmektir.
Cevapla
#4
Ynt: Ben, Sen Miyim Ki? (Aziz dostumun hatırasına)

Nur içinde yatsın... Çok güzel yazmışsın.
Zor işler be, içim fena oldu...
Cevapla
#5
Ynt: Ben, Sen Miyim Ki? (Aziz dostumun hatırasına)

Son yılda kanser denen illetten o kadar çok kayıp verdim ki, kelimenin kendisini görmek bile ayrıca yaralıyor beni.Çok duygulandıran bir yazı yüreğine sağlık Mehmet abi.
En ağır işçi benim, gün 24 saat seni düşünüyorum....

:)
Cevapla
#6
Ynt: Ben, Sen Miyim Ki? (Aziz dostumun hatırasına)

Abi gözlerim doldu yemin ederim çok içten çok duygulu yazmıssın. Mekanı cennet olsun abimizin.. Nur içince yatsın....
Cevapla
#7
Ynt: Ben, Sen Miyim Ki? (Aziz dostumun hatırasına)

Hepinize gönülden teşekkür ederim sevgili dostlarım
Cevapla


Konuyu Paylaş: 


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
© Powered By MyBB, © 2002-2015 MyBB Group.