Merhaba Ziyaretçi!

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kara Fatma
#1
1919 Yılının güzel günlerinden biri yaşanıyordu. Güneş pırıl pırıldı. O yıl meyveleri soğuk vurmamıştı, Kocaeli'nde dallar erik, kiraz, şeftali, ne ararsanız yüklüydü. Özellikle çocuklar bu durumdan dolayı bayram yaşıyor gibiydiler... Ancak, vatanın durumu pek bayram gibi değildi aslında. İstanbul'dan sonra İzmir'de Yunan tarafından işgal edilmiş, yaptıkları kıyım ve yağmacılıkla tüm ülkeye kan kusturmaktaydı. Bu öyle bir mücadele idi ki, yaşlısı, genci, işe yarar kim varsa silah altındaydı. Bu rezil işgal devam ettikçe, ileride yaşı kaç olursa olsun 40 kiloyu geçen herkes askere alınacaktı... Üstelik Yunan'lar şimdi de Kocaeli'ye doğru yaklaşmaktaydılar... Gerçi Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıkmış ve Milli Mücadele'yi fiilen başlatmıştı, ama bu Kocaeli'yi -şimdilik- işgalcilerden kurtaramazdı...

Kocaeli'nin orta halli ailelerinin birinin geniş bahçesinde kadınlar toplanmış, askere giden yakınlarına ve yaklaşan düşmana karşı olmak üzere gözleri yaşlar içerisisinde dua ediyor, Allah'a yakarıyorlardı. Avlunun çift kanatlı kapısı birden kırılır gibi açıldı, herkes dikkat kesilmişti. Bir atın üzerinde, kara çarşafıyla bir kadın vardı. Bir elinde tüfek, diğer elinde bir Revolver tabanca tutuyordu. Şalvarının paçalarını tıpkı erkekler gibi çizmelerinden içeri sokmuştu. Çarşafının üzerinden başına doladığı kırmızı bezin ön kısmına kendi elleriyle işlediği ay-yıldız görülmeye değerdi...

Atını avludan içeri sürdü. Bir sıçrayışta keklik gibi atından indi. Hala tüm kadınlar şaşkınlık içinde, yeni gelen ve o döneme göre bir uzaylı kadar tuhaf görünen bu kadına bakmaktaydılar. Neden sonra içlerinden biri O'nu tanıdı; "Aaa, Fatma Seher Abla, bu ne hal, hoşgeldin Abla" diyebildi. Diğerleri de ona uyarak karşıladılar.

Fatma Seher Hanım, kadınlara baktı. "Diyeceklerim var kızlar" dedi... Çıt çıkmıyordu... "Düşman her yanımızı sardı, geçtiği her yeri yağmalayıp yıkıyor, kadınlara, kızlara tecavüz ediyor. Erkeklerimizin hepsi cephede, olmayanlar da yakında gider. İmkanlarımız belli, öyle değil mi kızlar?". Kızlar hep bir ağızdan "öyleeee" diye bağırdılar. Fatma Seher devam etti, başındaki ay-yıldızı işaret ederek; "öyleyse bu ay-yıldızı çiğnetmemek, yere düşürmemek bize de düşer, öyle mi?". Kızlar yine "öyleeee" diye bağırdılar. "Elinde silahı, atı, ama hepsinden mühimi, yüreği olan varsa, ikindi vakti büyük caminin arkasındaki korunun oraya gelsin, orda toplaşalım" dedi ve yine bir sıçrayışta atına atlayarak gözden kayboldu.

O gün, Fatma Seher ile buluşmaya 10 kadın gitti. Daha sonra bu sayı biraz daha artacaktı. Aylarca dağda yaşayacaklar, her fırsatta düşmanla çarpışacaklar, hayli şehit verecekler, fakat diğer yandan düşmanı da yaptıkları baskınlarla çileden çıkartacaklardı...

Yunan'ların gelmesini bilen Rum çeteler de fırsatı kaçırmamıştı. Onlar da zavallı köylere saldırıyor, insanlık dışı işlere girişiyorlar, zaten yoksul olan ahaliyi iyice bitirmeye uğraşıyorlardı. Yaptıkları iğrençlikleri, keyfi işledikleri cinayetleri saymakla bitmezdi. Gelen Yunan ordusunun şımartmasıyla, yapmadıklarını bırakmıyorlardı.

Böyle çetelerden bir tanesi, bir gece, Koru Dağı'nda, o gün gasp ettikleri ganimetleri bölüşmüş, büyük bir ateşin etrafında içip eğlenmekteydi. Çetenin reisi olan iri yarı Rum, ikide bir çalgıcılara "daha neselii, daha neseliii" diye buyruklar veriyordu. Bir anda ateşin etrafında oynamakta olan Rum'lardan biri alnından vurularak ateşin yanına devrildi. Onu bir diğeri izledi. Çalgı sustu... Geceyi sessizlik bürümüş, Rum çeteciler silalarına davranmaya çabalarken, geceyi yırtan bir kadın sesiyle ürperdiler.

- Davranmayın, yakarım!...

Buna aldırış etmeyip, silahına davrananlardan ikisi de nokta atışı, alınlarından vurularak cansız yere düştüler... Hepsi ellerini kaldırarak teslim olmaya hazırlandı. Artık namı yürümüş ve lakabı Kara Fatma haline gelmiş olan Fatma Seher Hanım ağaçların arasından göründü. Her yandan kızları da yavaş yavaş, silahlarını doğrultmuş halde yaklaştılar. Kara Fatma bir kez daha geceyi yırtan sesiyle;

- Teslim olana dokunmayacağız, söz... Ammmaaaa, bir yanlış nefes alan olursa affetmem bilin gayrı...

Kara Fatma'nın yanında duran ufak tefek bir kız dikkati çekiyordu. Yüzü peçeliydi, ama gözlerinden akan hırs ve cesaret öyle güçlüydü ki, Rumlar ona bakamıyorlardı bile. Az sonra bu hırsın nedenini anlayacaklardı. Kara Fatma yanındaki kıza alçak sesle;

- Bak bakalım şunlara kızım, bunlardan biri mi?

Genç kız, tüm çetecilerin yüzlerine sırayla, dikkatle bakmaya başlamıştı ki, birinin önüne geldiğinde durdu. Aradığını bulmuştu... Rum çeteci de bunu fark etmiş ve kafasını önüne eğmişti. Kız, tüfeğinin namlusunu, gencin çenesinin altına dayayarak eğik başı yukarı kaldırdı.

- Tanıdın mı beni?
- Tanıdım bacım, affet
- Geç şu tarafa

Kız, genci namlusuyla ite ite, herkesten azıcık uzağa götürmüştü ki, Kara Fatma seslendi;

- Kızımm, biliyorsun, teslim olana dokunmayacağız dedik, canlarını bağışlayacağız, sözümüzü çiğnemek bize yakışmaz.
- Öldürmeyeceğim abla.
- Peki kızım, sana güveniyorum.

Kız, rum gence kendisine dönmesi söyledi, genç döndü. Bir iki adım geri çekildi ve gencin iki bacağının arasına ateş etti. Rum genci canhıraş feryatlarla yere yığılıp, parçalanan kasıklarını tutuyordu... Kız, Kara Fatma'nın yanına giderek, elini öptü;

- Sağ ol Abla, sayende bu itten intikamımı aldım.

Kata Fatma'da gözlerindeki yaşı gizleyerek kızı alnından öptü...

Bu olaydan birkaç ay sonra, Mustafa Kemal Paşa, Sivas'ta büyük bir kongre toplama hazırlığındaydı. Yoklukla, şeyhülislam ve halifenin fetvalarıyla, hainlerle, muhaliflerle, kısacası herşeyle boğuşmaktaydı. İnsan üstü bir çaba sarf ettiği açıktı. Üstelik, ülkeyi kurtarması gerekirken kılını kımıldatmayan, düşmana resmen kucak açan padişah, kendisi hakkında idam fermanı çıkartmış ve "görüldüğü yerde vurulması" emri vermişti... Bir görüşmeden diğerine doğru koşturan Mustafa Kemal Paşa'nın karşısına çarşaflı bir kadın çıktı. Yanındakiler engellemeye çalışsa da, bu kadını durdurmak mümkün olmuyordu. İlle Paşa ile görüşeceğim diye tutturmuştu. Mustafa Kemal Paşa yanındakilere, "bırakın" emri verdi. "Gel çocuğum, ne istiyorsun bakalım" dedi... Kara Fatma kısaca kim olduğunu, neler yaptığını, çetesini anlattı Paşa'ya. Namı Paşa'nın kulağına kadar zaten ulaşmış olduğundan, Mustafa Kemal Paşa anlattıklarını yadırgamadı. Övgü dolu sözlerle karşılık verdi. Peki ama, neden bunca zorluğu aşıp, taa Sivas'a Paşa'yı görmeye gelmişti? Kara Fatma, düşmana karşı, artık çete olmaktan da çıkmış, müfreze haline gelmiş birliği ile görev istemekteydi... Bu istek, duyan herkesin gözlerini doldurdu. Paşa'da bu isteği kırmayarak, bu güzel müfrezeyi cephede görevlendirdi. En az erkekler kadar iyi savaşan, faaliyetleri ve kahramanlıklarıyla tarihe geçen bir müfreze oldular her zaman. Hatta savaş bittiğinde, Kara Fatma üsteğmen rütbesine kadar yükselecekti...

Kara Fatma, aslen Erzurum'lu idi. Kocası Derviş Bey'de bir binbaşıydı. Subay karısı olmanın sorumluluğunu fazlasıyla yerine getirmek için, cephedeki kocasını evde beklemeyi içine sindirememişti...

Zaman zaman, yeni görevler istemek için Ankara'ya gelir, meclis'i ziyaret eder, erkeklerin arasına oturur, meclisteki tartışmaları da izlerdi. Hatta meclis'in yanında bulunan açık hava kahvehanesi'ne bile gider, kimse tarafından tuhaf karşılanmadan bir yere oturur, "yap lan bana bi gaave" diye bağırırdı. Henüz tutucu hava bitmemiş olmasına karşın, erkeklerin kahvesine fütursuzca dalıp çıkan bu kadın, orada dahi yadırganmamakta, hatta büyük saygı görmekteydi...

Savaş bittiğinde, Üsteğmen Fatma Seher olarak memleketi Erzurum'a döndü ve vefat ettiği 1955 yılına kadar da orada yaşadı. Mezarı halen Erzurum'da bulunmaktadır...

Bu gün neden bu yazıyı yazdığıma gelince;

Aslında inanın hiçbir sebebi yok. Bazen, düşüncelere daldığımda, bu ve bunun gibi sayısız kahramanımız aklıma gelir ve onların hatıralarını yaşatmaya nasıl katkıda bulunabileceğimi düşünürüm. Bu gün, 6 saat boyunca, işyerinde elektrik kesintisi yaşayınca, düşünmeye uzun zaman fırsatım oldu ve aklıma gelen bu kahramanın kısa da olsa hikayesini sizlerle de paylaşmak istedim... Vatanın nasıl kurtulduğunun binlerce çarpıcı öyküsünden sadece bir tanesidir bu...

Ola ki, dualarınızı onlardan esirgemez ve hiç olmazsa arkalarından bir Fatiha okursunuz dedim...

Sevgi ve saygılarımla...

Eğer siz Newton iseniz, başınıza düşen elma bir aksilik değildir.
Cevapla
#2
Ynt: Kara Fatma

Yüreğinle bin yaşa Cem. İnan müthiş bir hikayeyi bu kadar detaylı bilmiyordum.Çok duygulandım.Sağolasın ellerine sağlık.  Helal Eline sağlık Harika paylaşım Alkiss Alkiss Alkiss
Cevapla
#3
Ynt: Kara Fatma

Rica ederim Abi, aslında buraya yazabildiklerimden de çok fazla ve inanılmaz insanlar bunlar... Fırsat buldukça, diğer kahramanları da anlatmaya, hatırlatmaya gayret edeceğim zaman zaman...
Eğer siz Newton iseniz, başınıza düşen elma bir aksilik değildir.
Cevapla
#4
Ynt: Kara Fatma

Evet , ben bu hikayeyi bilirim. İyiki elektirik kesintisi yaşamışsın Cem. Bize de değişiklik oldu. Sağol  Dodgy
Cevapla
#5
Ynt: Kara Fatma

"gunelayvaci" Adlı Kullanıcıdan Alıntı:Evet , ben bu hikayeyi bilirim. İyiki elektirik kesintisi yaşamışsın Cem. Bize de değişiklik oldu. Sağol  Dodgy

Bazen yararı oluyor demek ki. Teşekkür ederim ablacığım.
Eğer siz Newton iseniz, başınıza düşen elma bir aksilik değildir.
Cevapla
#6
Ynt: Kara Fatma

Hocam kafede bir birinden güzel yazılar okudum bu yazı güzelliğin yanında bilgilendirme ve geçmişimizi,nereden geldiğimizi vede şu anki sefamızı

kimlerin cefasına borçlu olduğumuzu hatırlatan güzel bir yazı olmuş çok teşekkür ederim sevgili hocam iyiki varsın.
        Vazgeçmek kaybetmektir.
Cevapla
#7
Ynt: Kara Fatma

"orhanalkan" Adlı Kullanıcıdan Alıntı:Hocam kafede bir birinden güzel yazılar okudum bu yazı güzelliğin yanında bilgilendirme ve geçmişimizi,nereden geldiğimizi vede şu anki sefamızı

kimlerin cefasına borçlu olduğumuzu hatırlatan güzel bir yazı olmuş çok teşekkür ederim sevgili hocam iyiki varsın.

Rica ederim, ben sadece o insanları hatırlatmaya gayret ettim. Asıl marifet tabii ki o dönemin kahramanlarında. Her ne kadar genç arkadaşlar böyle konulara ilgi göstermiyorlarsa da, ben arada bir hatırlatmaya devam edeceğim. Belki içlerinden bir kişiyi milli bilince kavuştururuz, o bile yeter...
Eğer siz Newton iseniz, başınıza düşen elma bir aksilik değildir.
Cevapla
#8
Ynt: Kara Fatma

Teşekkür ederiz Cem Abi, bu konulara hassasiyetin ve yaklaşımın mutlu ediyor beni.Sağolasın...


Bir sözünü buldum da...

- ...benim üç senedir harbettiğim yerlerde ne tâze kızım, ne taze gelinim, ne de dikili fidanım var. fakat, bütün türkiye benim toprağım. ve bütün türkler benim kızım, kardeşim, babam. ah şu, vatan uğruna gaza etmenin tadını tatmak yok mu?.

Fatma Seher
En ağır işçi benim, gün 24 saat seni düşünüyorum....

:)
Cevapla
#9
Ynt: Kara Fatma

Paylaşımınıza sağlık Cem Bey. Hi Harika paylaşım
Yazacak o kadar çok şey var ki içimde.
Bu tür konulara yorum yazarken kelimeler bile yetersiz kalıyor benim için. My  Exclamation
Eğer güzel gözlerin olmasını istiyorsan, insanlara iyilikle bak.
Eğer saçların güzel olsun istiyorsan, bırak çocuklar elerini geçirsin saçlarından.
İnce bir bedense isteğin, ekmeğini açlarla bölüş.
Ve güzel dudaklara sahip olmak için, sadece güzel sözler söyle..
Audrey H.
Cevapla
#10
Ynt: Kara Fatma

"milagrose" Adlı Kullanıcıdan Alıntı:Paylaşımınıza sağlık Cem Bey. Hi Harika paylaşım
Yazacak o kadar çok şey var ki içimde.
Bu tür konulara yorum yazarken kelimeler bile yetersiz kalıyor benim için. My  Exclamation

Çok teşekkür ederim, yakın tarihimizin bile bu denli unutulduğu, unutturulduğu bir ortamda, konuyla ilgilenen arkadaşların olmasına çok seviniyorum.

Belki bazıları benim kafayı bunlarla bozduğumu düşünüyordur, ancak Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni anlayarak okuyup, günümüzdeki olaylarla ilgisini kıyasladığımızda, belki de her zamankinden daha fazla o günleri ve o insanları örnek almamız gerektiği açıkça ortaya çıkacaktır...
Eğer siz Newton iseniz, başınıza düşen elma bir aksilik değildir.
Cevapla


Konuyu Paylaş: 


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
© Powered By MyBB, © 2002-2015 MyBB Group.