Merhaba Ziyaretçi!

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kaybolan İnsanlık
#1
Trafik ilerlemedikçe Metin bey boncuk boncuk ter döküyor bir an önce Hastaneye yetişmek istiyordu. Kucağındaki yarı baygın yavrusuna baktı müşfik bir edayla. Yanında telaşla ağlayan eşine baktığında onunda son derece telaşlı olduğu ve içinden dualar ettiğini görünce oda bir an önce ulaşabilmek için bildiği duaları mırıldanmaya başladı.Serpilin yaşlı gözleri sürekli oğlundaydı.Ateşten iyice kendinden geçmiş,günlerdir ishal olmasından dolayı iyice bitkin düşmüştü.Evde bir türlü iyileşmeyen oğullarını şehrin en büyük hastanelerinden birine götürmeye karar vermişlerdi ama işçi çıkış saatine denk geldiği için ağır ilerleyen trafiğe takılmışlardı.Hastane bahçesine gelince derin bir oh çekerek Rablerine şükrettiler.Aceleyle cebinden para çıkarıp şoföre uzatan Metin,para üstünü almadan dışarı çıkıp oğlunu kucağına alarak acil kapısına yöneldi.Serpil şoförün verdiği para üstünü ve oğullarının eşyalarını alarak inerken şoför,

    - Geçmiş olsun abla.Üzülmeyin çocuk bu iyileşir. Allah şifalar versin sözünü, iyice uzaklaşarak yanıtladı telaşlı anne.Acilin kapısına geldiklerinde Metinin kucağında yavrusu ardında eşi Serpil, uzayan kuyruğu gördüklerinde üzüntüleri bir kat daha artmıştı.İçeri girmeye çalışırlarken her kafadan birden uğultu halinde sesler yükselmiş sıraya girmelerini söyleyen artık sabrı kalmayan bir yığın insanla karşılaşmışlardı.İçeride iki doktor olmalı ki,kuyruk hızla ilerlemesine rağmen zaman bir türlü geçmek bilmiyordu sanki.Kucaklarında yarı baygın olan yavrularının bir an önce muayene olarak tedavisine başlanmasını istiyorlardı.Telaş ve tedirginlikle geçmek bilmeyen zamanı ateşten ter içinde kalan oğullarını okşayarak unutmaya çalışıyorlardı ki nihayet sıra onlara geldi.Ufacık odaya girdiklerinde Doktor oturduğu yerden bıkkın bir şekilde;

    - Yatır çocuğu ve sırtını aç. Şikayeti ne?

    Diye sorduğunda telaşlı anne ve baba bir ağızdan başladılar konuşmaya. Doktor kızmış olmalı ki hiddetli bir ses tonuyla bağırmaya başladı;

    - İkiniz birden değil,biriniz anlatsın da bende anlayayım.Sadece sizin çocuğunuz mu hasta zannediyorsunuz.Salgın var. Şimdi annesi sen anlat bakalım.

    - Doktor bey üç gündür ishal ve kusuyor. Ateşi de bugün çok fazlaydı.Bir türlü düşüremeyince

    - Tamam tamam

    Doktor ağır adımlarla kalkıp gözlerine ve bademciklerine bakıp bir iki defa öksürttü çocuğu.Masasına geçip kağıda bir şeyler yazmaya başladı.Dışarıda bekleyenlerin kavga sesleri içeriye kadar geliyordu.Kuyrukta bekleyenler yakınlarının hasta olmalarından dolayı telaş ve üzüntüyle ağır ilerleyen sıradan dolayı bir birlerine sataşıyorlardı.Onlar daha kuyruktayken hastanede çalışanların yakınları ve malum torpillilerin içeri girmeleri,hasta yakınlarını çileden çıkarıyordu.Doktor da tüm bunlardan bıkmış vaziyette bir yandan söyleniyor diğer yandan da yazmaya devam ediyordu.

    - Şu tahlilleri derhal yaptırıp sonuçlarını bana getirin.Hadi sıradakiii.

    Metin ve Serpil çocuklarını kucaklayarak çıktılar dışarıya.Kapıdaki izdihamdan zoraki geçerken kuyruğun daha da uzadığı dikkatlerini çekti.Muayene olabilmenin verdiği huzurla tahlil kuyruğuna girdiler.Uzun bir bekleyişin ardından işlerini halletmişlerdi ama onlarında hali kalmamıştı.Son olarak tahlil sonuçlarını doktora göstermek üzere bu defa kuyruğu yararak girdiler odaya.Tahlil sonuçlarını inceleyen Doktor

    - Hımm. Bu gece burada kalması lazım.Acil yatanların bulunduğu bölüme gidip çocuğu yatırın.Serum taksınlar.Gece nöbetçi arkadaş bakacak.

    Yarı baygın olan çocukları yine kucaklayarak yatanların bulunduğu odaya geldiklerinde onları kötü bir sürpriz bekliyordu.Yataklar doluydu.Hatta ikişer kişi yatıyorlardı yataklarda.Kapının girişinde boş duran sedyeye yatırıp hemşireye anlattılar durumu.Reçeteyi inceleyen hemşire getirdiği serumu taktıktan sonra sinirli bir şekilde hasta yakınlarının odadan çıkmaları gerektiğini aksi takdirde onlarında burayı terk edeceklerini söyledi.Kimse hasta olan yakınlarını bırakıp çıkmak istemeyince iyice hiddetlenmişti.Bu defa azarlar vaziyette çıkıştı;

    - Eğer buradaki kalabalık dışarı çıkmazsa Doktorlar da bizde müdahale etmeyeceğiz.Siz bilirsiniz.

    Metin son bir kez daha baktı evladına.Alnına sıcacık bir öpücük daha kondurup bahçeye gitti.Kafeterya ya oturup bir çay istedi. O gün çok yoğun geçmişti.Yorgunluğunu ancak bu şekilde atabilirdi.Garson çayı getirip masaya bırakmıştı ki,karşı masada oturan inceden esmer bir adam bir paket içinde bisküvi uzatarak;

    - Buyur kardeş sende ye.Ben yarısını yedim bitiremedim.

    Metin almak istemedi önce.Yavrusu orada yatarken boğazından bir şey geçmiyordu ki.Adam bu defa oturduğu yerden kalkıp Metinin yanına oturup konuşmaya başladı;

    - Geçmiş olsun kardeş.Seninde mi hastan var?

    - Evet.Oğlum hasta.Acilde serum taktılar,beni de dışarı çıkarttılar.Vakit geçirmeye çalışıyorum.Ya senin kimin var?

    - Benimde hanım doğum yapacak.Heyecanlıyım yani.Saatin var mı?

    - Saat 3.30

    - Çok geç olmuş.Bir türlü haber gelmedi.

    Adam garsondan bir tane çay istedi.Garson çayı getirdiğinde bisküviyi bir kez daha uzattı tedirgin bekleyişli Metine.Metin de az evvel sohbet ettiği bu adamı kırmak istemediği için adamın uzattığı paketten bir tane alıp çayla beraber yedi.Adamla tekrar muhabbet ediyorlardı ki,göz kapaklarına hakim olamıyordu.Üzerine müthiş bir uyku hali çökmüştü.Uyumak istemiyordu.Uyumamalıydı.Direniyor ama vücuduna bir türlü hükmedemiyordu.Derken masaya yığılıp kaldı.

    Serpil,vakit gece yarısını çoktan geçtiği halde yanlarına gelmeyen Metini merak etmişti.Mutlaka gelir bir ihtiyaçları olup olmadığını sorardı.Oğlunu da çok merak edeceğini bildiği için ters bir şeylerin olduğunu düşünerek,serumun etkisiyle uyuyakalan oğlunu yan yataktaki çocuğun annesine emanet ederek bahçeye gidip Metini aramaya koyuldu.Gözleri koca bahçeyi bir çırpıda taradı.Görünürlerde yoktu Metin.Az ileride iki adamın ortasında sürüklenerek götürülen birine gözü ilişti sonra.Zoraki götürülen baygın kişi Metindi.Onu görmesiyle çığlık atmaya başladı.

    - İmdaaaat! Yardım ediiiin! Metin,Metin.Metini götürüyorlar.

    Adamlar çığlığı duyar duymaz Metinin kollarından sürükleyerek yanlarına yanaşan taksiye binip hızla uzaklaştılar oradan.

    Gecenin kör karanlığında Serpilin çığlıkları hastane bahçesini inletiyordu.Eşinin götürüldüğünü gördüğü halde bir şey yapamamak onu çıldırtıyordu.Başına toplanan kalabalığın sorularına cevap verecek güç bulamıyordu kendinde.Sadece telefon etmek geldi aklına.Uzatılan telefondan Metinin ablasını arayıp olayı heyecanla ağlayarak anlattı.Karşı taraf olayı tam kavrayamasa da hıçkırıklar la beraber;

    - Hemen geliyoruz sen merak etme..

    Telefonu kapattı genç anne.Ama hıçkırıkları hala kesilmemiş bu yaşananların bir rüya olabileceğini düşünüyordu sadece.Yaşananlara bir anlam veremiyor,gözlerinin önünde götürülen eşine mi yoksa acilde yatan çocuğuna mı üzülsün.Kendini yalnız ve çaresiz hissediyordu.Başına toplanan meraklı insanları görmüyor sadece bu kabusun bitmesi için dua ediyordu,;

    - Allah’ım ne olur bize yardım et.

    O an çok yalnızdı,şaşkındı,çaresizdi.Yardım isteyeceği sadece Rabbi vardı.

    Koşar adımlarla gelen kalabalığa takıldı gözü.Bunlar Metinin anne baba ve ablasıydı.Şaşkınlık ve üzüntü içerisinde neler olup bittiğin soruyorlardı oysa Serpil de onlardan farklı değildi ki.O da ne olup bittiğini bilmiyor tek bildiği baygın olan eşinin bir taksiye sürüklenerek götürüldüğüydü.Onlar sürekli soruyorlardı;

    - Metin nerede? Ne oldu Serpil?

    Serpil hıçkırıklarla ağlıyor cevap bile veremiyor sadece,

    - Onu götürdüler,onu götürdüler sürükleyerek götürdüler bir taksiyle..

    - Nereye?

    - Bilmiyorum

    - Ya çocuk nerede?

    - Acilde yatıyor ona da hiç bakamadım

    Gözlerinde akan yaşlara hakim olamıyor anlattıklarıyla gelenlerin daha fazla panik ve endişeye sürüklediğinin farkına bile varamıyor sadece bu olan bitenin bitmesini istiyordu.Şimdi ne yapacaklardı.Abla çocuğun yanına giderken diğerleri de en yakın karakola giderek olan biteni anlattılar.Polis meraklanmamaları gerektiğini en yakın zaman da Metini bulup onlara haber vereceklerini söyleyerek evlerine gönderdi onları.

    Nihayet sabah olmuş,iyileşen çocuğu da alarak evlerine gelip karakoldan gelecek haberi beklemeye başladılar.Olayı duyan akrabaların soruları,onları daha da bunaltıyordu.Aile bilinmezlik ve üzüntü içerisinde beklerlerken gece yarısı olmuştu.Akrabalar evlerine gitmiş,aile yine yalnız kalmışlardı ki,telefon çaldı.Serpil koşarak açtı telefonu.

    - Alo Metin beyin evi mi?

    - Evet buyurun

    - Siz kimsiniz?

    - Ben eşiyim.

    - Biz karakoldan arıyoruz Bize anlattığınız olay üzerine.Yarım saat kadar önce aynı hastanenin bahçesine bir yaralı bırakılmış.Sizin tarifinize çok uyuyor.Gelip bir bakın isterseniz.

    - Tamam hemen geliyoruz

    Telefonu kapatır kapatmaz konuşulanları anlatıp hızla çıktılar evden.Yol hiç bu kadar uzun gelmemişti onlara.Nihayet hastaneye geldiklerinde koşar adımlarla girdiler içeri.görevliye durumu anlatıp ilgili doktoru beklemeye başladılar.Doktor yanlarına geldiğinde telaşla soruları sıralıyorlardı;

    - Doktor bey Metin nerede? Nesi var?Ne olur görelim onu .

    - Sakin olun. Onun olup olmadığından emin değiliz. Sadece olabilir dedi Polis arkadaşlar.Hastanın yanına bir gidelim.

    Doktor önde Metinin ailesi endişeli bir şekilde arkalarında tarif edilemez bir telaşla ilerlediler.Odaya girdiklerinde sevinç ve hüznü bir arada yaşıyorlardı.Yatakta yatan Metindi.Bu defa da merak sarmıştı her birini.Ne olmuştu? Neden yatıyordu?Hiçbir anlam veremiyor sadece doktorun ağzından dökülecek cümleleri bekliyorlardı.Serum takılmış,baygın vaziyette yatan Metine baktılar.Baba yüreği daha fazla dayanamadı.Akşamdan beri yaşananların ve gördükleri bu manzara karşısında olan biteni anlamadan yorgun vücudu yere yığıldı.Babasını da bir tarafa yatırmışlar ona da müdahale ediliyordu ki,Serpil metanetle doktora ne olduğunu sorunca oda anlatmaya başladı;

    - Hastanenin kapısına bırakmışlar.İlk müdahalesini yaptık.Şu anda gayet iyi.Korkulacak bir şeyi yok,merak etmeyin.Yaptığımız tetkikler sonucundaa...

    Doktor yutkundu.Her biri gözlerini açmış sessiz bir şekilde Doktorun ağzından çıkacakları bekliyordu.Merakla sordular;

    - Evet doktor bey!

    - Tetkiklerin sonucunda böbreğinin tekinin alınmış olduğunu gördük.

    Aile daha fazla şoka girmiş.boş gözlerle birbirlerine bakıyorlardı.Bu nasıl olabilir di?Şehrin merkezinde,hem de bir sağlık kuruluşunun kafeteryasında böylesi bir şey olabilirmiydi?Ve kimler yapardı bunu?

    Hangi vicdan bunu yapar? Hangi vicdan buna müsaade ederdi?Bunu yapan veya yapanlar insanlıklarını kaybetmiş olmalılardı.Bir insan malını kaybedebilir.Eşini,dostunu,en çok sevdiği ve değer verdiği şeyleri hatta sağlığını bile.Ama insanlığını kaybetmemeli insan.İnsanlığını yitirmemeli.Bir insanı kaçırarak ondan izinsiz böbreğini alan hatta çalan birinin insanlığı sorgulanamaz ki.

    Evet duyarlılığımızı kaybettik.Ahlakımızı,güvenimizi,sevgimizi,hoş görümüzü,yardımlaşma duygumuzu, paylaşmamızı kaybettik.Ama maalesef tüm bunların toplamı olan insanlığımızı da kaybetmişiz..Evet insanlığımızı kaybettik, hükümsüzdür...
        Vazgeçmek kaybetmektir.
Cevapla
#2
Ynt: Kaybolan İnsanlık

sozun bittigi yer ......
The world is a dangerous place to live; not because of the people who are evil, but because of the people who don't do anything about it.
Albert Einstein.
Cevapla
#3
Ynt: Kaybolan İnsanlık

Aynen öyle aslı.
        Vazgeçmek kaybetmektir.
Cevapla


Konuyu Paylaş: 


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
© Powered By MyBB, © 2002-2015 MyBB Group.